× Anasayfa Hakkımda Eserlerim Sunumlar Online Randevu İletişim


Böbrek ve böbrek kanalı taşları


İdrar yolları taşları

İdrar yolları taşları, insanlarda hayat boyunca  %1-15 arası sıklıkta görülebilmektedir. Yapılan bir çalışmada erkeklerde taş görülme sıklığı %12 iken kadınlarda bu oran %6 olarak bulunmuştur. Taş hastalığı anne-babadan çocuklara geçebilmektedir. Sıcak iklimlerde taş daha sık görülür, ülkemizde de güney ve güneydoğuda taş sıklığı daha fazladır. Bunun nedeni sıcak iklimlerde yeterli sıvı alınamaması ve güneş ışıklarının etkisiyle vücuttaki D vitamini üretiminin taş oluşumunu arttırmasıdır.

En sık görülen taş türleri; kalsiyum okzalat (%60-70), kalsiyum fosfat, strüvit (magnezyum-amonyum-fosfat) ve ürik asit taşlarıdır. En sık görülen taşlar kalsiyum taşları olmakla birlikte bazen birden fazla taş çeşidi aynı anda idrar yollarında bulunabilir. Özellikle kalsiyum fosfat taşları sert taşlardır ve kırılmaları zordur. Strüvit taşları genellikle idrar yolları iltihabına yol açan mikropların etkisi ile oluşurlar ve tüm böbreğin şeklini alarak fazla ağrı yapmadan sinsice böbreğin çalışmasını bozabilirler. Ürik asit taşları ise röntgen filminde görülmeyen yumuşak taşlardır. Taşların oluşumunda kalsiyumun, okzalatın, ürik asidin vücutta fazla bulunması ve bu maddelerin idrarla fazla atılması ile taş için koruyucu etkisi olan sitratın vücutta az bulunması ve sitratın idrarla az atılması önemli bir rol oynar.

Teşhis

Taş teşhisi yapılırken ailede taş olup olmadığı, sıvı alımı, ilaç kullanımı sorgulanmalı, ayrıntılı bir muayeneden sonra laboratuvar testleri ve radyolojik incelemeler yapılmalıdır.

Taş hastalarının en sık başvuru şekli bıçak saplanır tarzda gelen böğür ya da kasık ağrısıdır. Ağrı, taşın bulunduğu yere göre farklı bölgelerde görülebilir. Genellikle geceleri ortaya çıkar ve kıvrandırıcı özelliktedir. Eğer taş böbrekte ise ağrı böğürlerde iken taş böbrek kanalına (üretere) düştüğü zaman ağrı daha çok kasık bölgesine doğru ilerler ve sık idrara gitme, ani idrar yapma hissi, bazen idrar yapamama ve idrarda yanma şikayetleri de ortaya çıkar. Taş hastalarında sıklıkla idrarda kanama da bulunur. Kanama daha çok gözle görülür değil, idrar tahililinde görünür şekildedir. Eğer taş idrar yollarını tıkamışsa, böbreğin gerilmesine bağlı bulantı ve kusma şikayetleri de olur. Eğer idrar yolları tıkanmaya bağlı iltihaplanmışsa o zaman yüksek ateş de görülebilir ki bu durum ürolojik acil bir durumdur ve bir an önce tıkanıklığın açılması ve etkili antibiyotik tedavisine geçilmesi gerekmektedir. Taş eğer idrar yollarını tam tıkamamışsa ve idrar geçişine izin veriyorsa ağrı şiddetli olmayabilir. Eğer böbrek taşı küçük (5 mm’den küçük) ve idrar yollarında tıkanma yapmıyorsa o zaman ağrıya bile yol açmayabilir. Bazı hastalarda böbrek taşları hiçbir belirti vermeden uzun yıllar sessizce kalabilir. Bazen de belirti vermeden idrar yollarında tıkanmaya yol açarak böbreklerin iflas etmesine (üre yüksekliği) bile neden olabilirler. Taş eğer idrar kanalının idrar torbasına girişi yerinde ise (üreter alt ucu) kasık ağrısı ile beraber hastalarda sık idrara çıkma, idrarda yanma tabloya eşlik eder ve ağrı erkeklerde testis ve penise, kadınlarda ise rahim ağzı bölgesine vurabilir.

Taş olduğu şüphelenilen hastada ilk istenen laboratuvar tahlili tam idrar tetkikidir. Tetkikte idrarda kanama, iltihap ve kum olup olmadığı görülebilir. Kanda üre yüksekliği olup olmadığı da kontrol edilmelidir.

Günümüzde belirti vermeyen taşların birçoğu tesadüfen başka bir nedenden dolayı yapılan ultrasonografi tetkikinde saptanmaktadır. Ultrasonografi tetkiki basit ve ucuz bir yöntem olmakla birlikte bazen böbrek taşları net olarak seçilemeyebilir, ayrıca böbrek kanalında taş olup olmadığını göstermede ultrasonografi tetkiki çoğu zaman yetersiz kalır. Günümüzde taş teşhisinde en çok kullandığımız görüntüleme yöntemleri röntgen filmi (direkt üriner sistem grafisi - yatarak boş batın grafisi) ve damardan ilaç verilmeksizin (kontrastsız) yapılan tüm batının bilgisayarlı tomografisidir. Bu tetkiklerde taşların idrar yollarının hangi kısmında oldukları, boyutları, idrar yollarında tıkanıklık yapıp yapmadıkları, acil müdahale gerektirip gerektirmedikleri anlaşılır. Eskiden taş teşhisinde ilaçlı röntgen filmi (IVP tetkiki) kullanılırken günümüzde bu tetkikin kullanımı yan etkisi ve taşları görüntülemedeki bazı eksiklikleri nedeniyle oldukça kısıtlıdır.

Tedavi

Taş hastalarına verilecek tedaviden bahsetmeden önce taş hastalarında taş oluşmaması için yapılması gerekenler hakkında kısa bilgiler vermek isterim. Bunlar arasında şüphesiz en önemlisi sıvı alımıdır. Taş hastalarının kış aylarında en az 2 litre, yaz aylarında ise 3 litre su içmeleri zaruridir. Sıvı alımının da gün içerisinde eşit saatlere yayılması önemlidir. Yiyecek alınırken hayvansal proteinlerin alımı kısıtlanmalıdır, aynı şekilde okzalat alımının ve kalsiyum alımının fazla olmaması gerekir. Fazla tuz alınmamalıdır. Vücuttan aşırı sıvı kaybı oluyorsa bu sıvı kaybı mutlaka telafi edilmelidir.

Taş tedavisi taşın yerine, boyutuna, idrar yollarında tıkanıklık yapıp yapmamasına göre değişiklik göstermektedir. Bazen küçük bir böbrek taşı hiçbir belirti vermezken bazen aynı boyuttaki taş böbreğin tamamen çürümesine ve iflas etmesine yol açabilir. Bu yüzden özellikle yakınlarınızda da taş öyküsü varsa dikkatli olmak ve böğür ağrısı ya da idrar ile ilgili sorunlar olduğu zaman bir doktora gitmek erken teşhis ve tedavinin sağlanması açısından son derecede önem arz etmektedir.

Taş tedavi yöntemleri ise; vücut dışı şok dalgaları ile taş kırma (ESWL), alt idrar yollarından girerek taşı kapalı yolla kırma ve alma (üreterorenoskopi, retrograd intrarenal cerrahi-RIRS), böğürden bir delik açılarak böbrek taşının alınması (perkütan taş cerrahisi-PCNL) ve açık cerrahi şeklinde özetlenebilir.

ESWL, vücut dışından gönderilen şok dalgalarıyla taşın kırılması demektir. Tedavinin amacı mevcut taşın kendiliğinden düşebilecek kadar küçük parçalara (≤4 mm) ayrıştırılması ve vücuttan idrar yardımıyla atılmasıdır. ESWL işlemi esnasında narkoz verildiği için işleme bağlı ağrı duyulmaz ama işlem sonrası kırılan taşlar üreter adını verdiğimiz 30 cm. uzunluğundaki ince bir kanaldan geçtiği için kanaldan geçişi esnasında ağrı yapabilir. Bu yüzden ESWL sonrası hastalara uygun ağrı kesici ve üreterde gevşeme yaparak taşların daha rahat düşürülmesini sağlamak amacıyla uygun ilaçların verilmesi gerekmektedir. Eğer kırılan taş sert ise bir seans ESWL yeterli olmayabilir, hastalara birden fazla seans ESWL yapılması gerekebilir. ESWL sonrası idrar yolları ile atılan taşların mutlaka analizinin yapılması gerekmektedir.

Alt idrar yollarından girilerek taşların kapalı yolla kırılma ve alınma işlemleri taş cerrahisinde en sık uygulanan yöntemlerdir. Bu amaçla daha önce sıklıkla üreteroskop adını verdiğimiz bir cihazla genellikle üreterin orta ve alt kısmındaki taşlara müdahale yapılırken günümüzde bu cihaza ek olarak flexible üreterorenoskop adını verdiğimiz cihaz ile sadece üreterin alt ve orta kısmı değil, tüm böbrek içerisindeki taşlara da müdahale edilmektedir. Flexible üreteroskop, üreter ve böbrek içerisinde rahatça kıvrılabilir özelliği sayesinde böbreğin cep şeklinde olan tüm bölümlerine girebilir ve taşlar kırılarak toz haline getirilebilir. Bu yöntem retrograd intrarenal cerrahi (RIRS) adını verdiğimiz yöntemdir ve taşlar lazer ile kırılarak toz haline getirilirler. Her iki yöntemde de başarı şansı oldukça yüksek olmakla birlikte bu yöntemler böbrek ya da idrar kanalındaki taşların toplam boyutu 2 cm’den az olduğu zaman önerilmektedir.

Perkütan taş cerrahisi ise böbrek taşlarının boyutu 2 cm’den büyük ise önerilen bir yöntemdir. Bu yöntemde narkoz altında böğür kısmından böbrek delinerek böbreğin idrar üreteren havuzu (pelvis) ya da böbreğin diğer kısımlarına (kaliks) girilir ve böbrek içerisindeki taşlar kırılarak alınır. İşleme bağlı kanama sık olduğu için bu yöntemin bu konuda tecrübeli merkezlerde yapılması son derecede önemlidir.

Böbrek taşlarına yönelik açık taş cerrahisi ise günümüzde oldukça nadir uygulanan bir cerrahi yöntemdir.